Köşe Yazıları

Yayımlanma Tarihi: Ağustos 5th, 2013 | Haber Editörü: Hüsamettin Kümürcü

0

Cari Açık ve Vergiler

Gitmek; arkanı alıp koynuna sığdırarak geceleri. Dünden kaçıp gitmek, kaybolur yaşanılan, birde bakmışız ki büyümüşüz. Büyüdükçe küçülüyoruz dünyamızda küçülüyor. Sınırlar daralıyor ve biz yine de sınırların dışına çıkamıyoruz. Düşündüklerimiz yarım kalanlar peki tamamlamak için ne yapıyoruz? Yarım kalacak olan başka durumlar yaratıyoruz. Kim diyebilir ki sırtlıyorum ben hayatı kim söyleyebilir bunu? Kim yaşayabilir bir inşaat işçisinin ya da yaz sıcağında alnından boşalan terlerle yol kenarında çiçek dikmeye çalışan bir tarla işçisinin yaşadıklarını.

Bu söylenenler diğer dertleri hiçe saymak değil. Öyle bir durum hiçkimsenin haddi olamaz elbette. Ama uyandığımızda ne yapıyorum ben diye sormamız gerek bugün ben ne yapacağım? Bu soru umudu körükler bu soru belki de gülümsemeyi sağlar. Plan yapmak değil asıl mesele. Taksimde gözaltına alınan ve saatlerce kimbilir neler yapılan(ki neler yapıldığını az çok herkes tahmin ediyordur. Kadınlara yönelik tacizler, dayak vb…) gençlerin, insanların hepsi sabah kalktığımızda perdeler aralandığında sokaklardaki güzel havayı rahatça soluyabilmemiz için yapmıyorlar mı bunları? Ben kimsenin kusarak koşmak istediğini, biber gazı yemek istediğini ve hatta tazikli su ile vücudu yanarak duş almak istediğini zannetmiyorum. Yapılanların hepsi yarınlar için ve bu yarınlar bizim, bizim çocuklarımızın.

O yüzden gitmemek gerek ve gecelere umudu sığdırarak uyumak gerek. Kahvaltı sofrasında başlamalı mücadeleye iş yerinde sokaklarda evde… Sınırlarımızı hissetmemek mümkün mü? Postahanede fatura yatırmak için kuyrukta beklemek bile bir sınır teşkil eder. Kredi kartlarına boğulup kalma zorunluluğu. Büyük sermayedarlarla aynı vergiyi ödemek bu bile adeletle ilgili bir sıkıntı değil midir? Her ekonomi ünversitesi öğrencisi dolaylı ve dolaysız vergiler arasında ki farkı bilir. Bu farka adalet mülkün temelidir sözü üzerinden biraz daha detaylı bakmakta faydalı olabilir. Açıklama içerisinde durumu biraz daha açmaya çalışalım ve maliye politikalarını değerlendirelim…

Adalet: hakkın gözetilmesi ve yerine getirilmesi anlamına gelir.Haklı ile haksızı ayırt etmek adalet ile mümkün olur, ve bu temel hukuk kurallarınca sağlanır. Burada ise insanın aklını birkaç soru kurcalamaktadır.

Kime göre adalet? İşsizlik kaygısı ve açlıkla 3 dilim baklava çalan kişiye 7 sene hapis cezası veren, binlerce gencin beynini zehirleyip elini kolunu sallayarak sokak ta dolaşmasına izin verilip mahkemelerde aklanmasını sağlayan hukuk mu sağlayacak adaleti?

Adalet kavramı sadece zamana, yere göre değil aynı zamanda kişiden kişiye değişim göstermektedir. Mülgerberger’in dediği gibi ’herkesin başka bir şey anladığı konular’arasına girmektedir.

 

Dolayısıyla bu iki önerme mali politika açısından değerlendirilecekse vergiler, ve bu vergilerin nasıl alındığı konusu önemli bir yere sahip olacaktır.

Maliye politikası;hükümetlerin istihdam, büyüme, ve enflasyon gibi belli amaçları gerçekleştirebilmek amacıyla gelir toplama(vergilendirme) ve harcama yapma yöntemlerini şekillendirir. Maliye politikasının tanımına baktığımızda da önermeleri bu tabanda değerlendirken verginin ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu görmekteyiz.Hükümetlerin bu konuda yaptığı hamleler önem taşımaktadır.Hükümetleri de oy sistemi sonucu siyasi bir düzlem belirliyorsa siyaset ve ekonomi paradigmaları ayrıca önem kazanmaktadır.Hükümet aynı zamanda siyasi otoriteye sahiptir.

 

1980 yılı itibari ile dışa açılma ve serbest piyasa politikaları ile gümrük birliği anlaşmasının da yürürlüğe girmesi ile türk ekonomisi küresel ekonominin parçası haline gelmiştir.Bu durum dışa bağımlılığı arttırmıştır yabancı ülkelerin pazarı haline gelinmiştir.Dışa açık ekonomi aynı zamanda beraberinde borçları ve kapitalizmin ağır yükünün düşük gelirli insanların sırtına yüklenmesini de beraberinde getirmiştir.Artı değer sömürüsü artmış cari açık yükseldikçe dolaylı vergiler de eş oranda artmıştır.

 

Dolaylı ve dolaysız vergi olarak tanımlamaların yapılmasının ardından dolaylı vergi görünmez olduğu için hükümütler tarafından tercih edilen vergi tipi olmuş ve buna bağlı olarak haksız kazancı da artmıştır hükümetlerin.Dolaylı vergi ile şahıslar onlardan hangi verginin alındığını takip dahi edememektedirler.

 

Bu kanattan bakacak olursak her türlü meta üzerinde ki görünmez dolaylı vergiler üzerine sermaye borç ve faizlerin özellikle bir bölümüde bindirilecektir.’’Cari açık’’ bahanesiyle yapılan dolaylı vergi zamları,küresel mali sermayenin kredi faizlerinin bir bölümünün daha işçi sınıfı ve emekçilere ödetilmesinin aracı haline gelecektir çünkü yukarıda da vurguladığımız gibi dolaylı vergiler denetlenemez vergilerdir.

 

Peki bu konumda adaletten bahsedilebilir mi?insanların hayatlarını idame etmeleri için gerekli olan zaruri ihtiyaçların dahi üzerinde vergi yoluyla alınan safi vergi olarak dahi adlandırabileceğimiz miktarlar vardır.örnek verecek olursak doğalgaz,elektirik, su ve benzeri materyaller.İnsanların kullandığı bu zaruri ihtiyaç metalarına dahi göz dikilirken bir yandan da geçtiğimiz temmuz-ağustos aylarında güvenlik-savaş malzeme alımına 800.000 lira harcanmıştır.Dış piyasalara bağımlılık emperyalizmle katlanmış ve bu meselede güncel bir durum halini koruyan Suriye meselesi ile ilintilidir. Siyasi otoritenin elinde bulundurduğu güç mali politikada ki dengeleri alt üst etmiştir.Kamu alanlarının çoğunun özelleştirilmesi dahi adaletsizliğin saf bir biçimde görülebileceği örneklemlerden biridir.Bugün üversiteye yeni başlayan öğrencilere hakları olan bütçe payını dahi okulu bitirdikten sonra faizi ile geri almaktadırlar.

 

Bir taraftan hiçbir sosyalleşme aracını kullanamayan saatleri ve emeği çalınan işçilerden emekçilerden vergi yoluyla nerdeyse çalıştıkları onca saat alınırken bir taraftan sadece cep telefonu faturası 26.000 lira gelen milletvekilinin telefon faturası gider olarak gösterilip devlet bütçesinden ödenmektedir. Asgari ücret baza alındığında; tahmin etmek çok da zor olmasa gerek neredeyse faturanın bedeli yaklaşık olarak asgari ücret alarak çalışan bir işçinin yemeden içmeden hiçbirşey yapmadan putlaşarak kısacası makine olup ölmeyeceğini ve paraları olduğu gibi yastık altına alacağını varsayarsak 2 yıla denk düşmektedir.  Adelet  kavramını burada da dile getirmemiz gerekirse hukuken adaletli görünen ve siyasi otoriteyi belirleyen hükümet tarafından adaletlice yapılan bu tutum hiç ama hiç adalet kavramıyla örtüşmemektedir.

 

En son oluşturulan yasa tasarısını da değerlendirmek faydalı olacaktır. Bakanlar kurulu tarafından onaylanan Amme Alacaklarının Tahsil Usulü hakkındaki yasa tasarısı özellikle örneklendirilmelidir bu konuda. Tasarıda önceki yasada geçen ‘rehabilitasyon merkezi’’ ifadesi ‘rehabilitasyon merkezi ile imar planında dini tesis alanı olarak ayrılan yerlere yapılan ibadathane’ olarak değiştirildi. Yani yapılan camiler ve kuran kursaları da artık vergiden düşülecek.bu da burjuvazinin hem siyasi açıdan egemenlğini devam ettirmesi hemde vergi kaçırmaları açısından gayet önemli bir yer tutmaktadır.Ülkemizde 67.700 okul varken 85 bin cami yer almaktadır.

 

Aslında bu durum kapitalist üretim biçimi açısından sermayeyi ve burjuvaziyi de göz önüne alacak olursak gayet tutarlı bir davranıştır. Çünkü kapitalizm kendi sınırlarını egale edecek düşünecek bireyin yetişmesini asla istemez. Ucuz iş gücünü kullanıp ucuz iş gücü arz edenleride mutsuz bir yaşamla azıkla sınayıp daha çok çalıştırıp köleleştirir ve kendisine mahkum ederk mecbur kılar. Meslek liseleriyle ilgili sermayedarların ağzını sulandıran yasa da bu örneklemle bağdaşlaşan ayrı bir durumdur. Ucuz iş gücünün kendisini kullanıp mecbur kalınmışlığı karanlığa mahkum etmek hangi adalet kavramının içinde yer almaktadır?

 

Bu bağlamda Marx’ın vergilerle ilgili söylediği iki sözü kesinlikle desteklemekteyim

-‘mülkiyet,aile,düzen ve dinden sonra vergi 5. tanrıdır’

-‘vergi hükümeti emziren bir memedir’

 

Ayrıca ‘adalet mülkün temelidir’ önermesinin kendisi de sıkıntılıdır.Bu önerme:’adalet insanlığın temelidir’ olmalıdır. “adalet insanlığın temelidir” şeklinde düzeltilmedikçe adâletin, basit kapitalist ahlâkın koruyuculuğunu ve kollayıcılığını yapmaktan öte gidemeyeceğini ispât eden bir önermedir. Zirrâ meâli “devlet” ya da “düzen” dahi olsa, önermedeki “mülk” kelimesi her yönüyle kapitalist zihniyetin temel kolonlarını ifade etmektedir. Ve Kapitalizmde uygulanan mali politikalar krizi ertelemektedir. Kapitalist bir toplumda sermaye yanlısı hükümetlerin uyguladığı bu politikalar kan emicidir.

Mali politakalar düzeyinde Adaletten  bahsedeceksek eğer insanın insanca yaşayacağı sosyalist modülü ön planda tutmamız gerekmektedir.Ancak o zaman uygulanacak mali politikalar ‘medeniyetin ilk şartı adalettir’kavramıyla örtüşecektir

 

Bu düzende bu kavram ve çelişkiler olduğu sürece; açılırken de kapanırken de bir kutupta sermaye bir kutupta sefalet üretn ‘cari açık’ hep olacaktır…

 

Haber Etiketleri: , , , , , ,


Haber Editörü Hakkında

9 Eylül Üniversitesi İktisat Fakültesinden mezun oldum. Finans üzerine yüksek lisans yapmaktayım. Tam Haber bünyesinde köşe yazıları yayımlıyor ve medyada yer almayan konulara değinmeye çalışıyorum.



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yukarı Dönün ↑